Kadın; tarihin gölgesinde kalan değil; tarihi değiştiren, toplumu dönüştüren ve geleceği kuran güçtür.
Türk tarihine baktığımızda kadınları yalnızca aile içinde değil; devlet yönetiminde, bağımsızlık mücadelesinde, üretimde, bilimde ve toplumsal yaşamın her alanında görürüz. Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan tarihsel yolculukta kadınlar kimi zaman devlet yönetiminde söz sahibi olmuş, kimi zaman vatan savunmasında yer almış, kimi zaman da kalemiyle, bilgisiyle ve emeğiyle toplumun gelişimine yön vermiştir.
Nene Hatun’un cesareti, Kara Fatma’nın mücadele kararlılığı, Halide Edip Adıvar’ın kürsülerden yükselen sesi ve Cumhuriyet’in aydınlanma yolunda eğitim, bilim ve sanat alanında iz bırakan kadınları, bu tarihsel birikimin önemli simgeleridir.
Ancak tarihin bize gösterdiği bir gerçek daha vardır: Kadınlar çoğu zaman büyük sorumluluklar üstlenmiş, fakat hak ettikleri eşitliği elde etmek için ayrıca mücadele etmek zorunda kalmıştır.
Dün kadınlar, bağımsızlık ve yaşam hakkı için mücadele etti. Bugün ise eşitlik, özgürlük, adalet ve insan onuruna yaraşır bir yaşam için mücadele ediyor.
Bugünün Türkiye’sinde kadınlar eğitimden bilime, sanattan siyasete, tarımdan sanayiye kadar her alanda üretmeye devam ediyor. Buna rağmen kadın emeğinin görünmez kılınması, eşitsiz ücretler, güvencesiz çalışma, karar mekanizmalarında yetersiz temsil, bakım sorumluluklarının büyük ölçüde kadınların omuzlarına bırakılması ve kadına yönelik şiddet, çözülmesi gereken temel sorunlar arasında yer alıyor. TÜİK’in 2025 yılına ilişkin kadın istatistikleri de istihdam, güvenlik, zaman kullanımı ve siyasal temsil gibi alanlarda eşitliğin izlenmesinin önemini ortaya koyuyor.
Kadının toplumdaki yerini yalnızca annelikle, eşlikle ya da aile içindeki sorumluluklarıyla tanımlamak, onun insan olarak sahip olduğu hakları ve bireysel varlığını eksik değerlendirmektir. Kadın, ister anne olsun ister olmasın; ister evinde çalışsın ister bir iş yerinde, tarlada, fabrikada ya da bilim laboratuvarında üretsin, eşit haklara ve saygın bir yaşama sahip olmalıdır.
Ev içindeki emek de toplumsal üretimin bir parçasıdır. Çocuk yetiştirmek, yaşlılara bakım vermek ve yaşamı sürdürmek için harcanan emek görünmez sayılamaz. Kadınların omuzlarına yüklenen bu sorumluluklar paylaşılmadan, çalışma yaşamında ve toplumsal hayatta gerçek eşitliğin sağlanması mümkün değildir.
Peki, Yarının Toplumunda Kadın Nerede Olmalıdır?
Kadın, hayatı hakkında karar verirken kimseden izin almak zorunda kalmadığı bir özgürlüğe sahip olmalıdır. Eğitimde fırsat eşitliğine, ekonomik bağımsızlığa, güvenceli çalışmaya ve eşit işe eşit ücret hakkına sahip olmalıdır. Siyasette, sendikalarda, yerel yönetimlerde ve ülkenin geleceğini belirleyen bütün karar mekanizmalarında eşit söz ve temsil hakkıyla yer almalıdır.
Şiddetten korkmadan yaşayabilmeli; düşüncesini özgürce ifade edebilmeli; yaşına, toplumsal konumuna, engellilik durumuna ya da ekonomik koşullarına bakılmaksızın insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürebilmelidir. Genç kadınların hayalleri toplumsal kalıplarla sınırlandırılmamalı, emekli kadınların yıllarca verdikleri emek yoksulluk ve güvencesizlikle değersizleştirilmemelidir.
Bütün bunlar yalnızca kadınların sorumluluğu değildir. Eşitlik; erkeklerin de katıldığı, kurumların sorumluluk üstlendiği ve toplumsal politikalarla güvence altına alınan ortak bir yaşam ilkesidir.
Çünkü kadının özgür olmadığı bir toplumda demokrasi eksik, emeğin eşit değer görmediği bir ülkede adalet eksik, kadınların karar süreçlerinde yer almadığı bir gelecekte ise toplumsal gelişme eksik kalır.
Yarının Türkiye’sini kurarken geçmişin kadın kahramanlarını yalnızca anmakla yetinemeyiz. Onların cesaretini, kararlılığını ve mücadele mirasını bugünün haklarına, eşit fırsatlarına ve özgürlüklerine dönüştürmek zorundayız.
Kadınların güçlenmesi bir ayrıcalık talebi değil, eşit yurttaşlığın gereğidir. Kadın hakları bir lütuf değil, insan haklarının ayrılmaz parçasıdır.
Dünden aldığımız mücadele mirasını bugünün sorumluluğuyla birleştirerek yarınlara taşımalıyız.
Çünkü kadın yalnızca geçmişin kahramanı, bugünün emekçisi değildir; yarının özgür, eşit ve demokratik toplumunun da kurucusudur.
Kadının hak ettiği yer, toplumun gerisinde ya da bir başkasının gölgesinde değil; erkeklerle eşit haklara, eşit fırsatlara ve eşit söz hakkına sahip olduğu yaşamın tam merkezidir.
Kadın özgürse toplum özgürdür. Kadın eşitse demokrasi güçlüdür. Kadın geleceği kuruyorsa yarınlar daha adildir.
Raziye YAZICI





