Türkiye’ye Bir Sorumluluk Çağrısı
Raziye Yazıcı
Bugün dönüp ülkeye baktığımızda, belki de hepimizin içten içe hissettiği ama ifade etmekte zorlandığı ortak bir özlem var: Daha adil, daha özgür, daha dürüst ve çok daha yaşanabilir bir Türkiye...
Çünkü bizler, böyle bir ülkenin mümkün olduğuna yürekten inanan yurttaşlarız.
Geldiğimiz noktada Türkiye’nin asıl ihtiyacı; her gün birbirini suçlayan söylemlerin değil, ortak sorunlarımıza aklıselimle çözüm arayan insanların çoğalmasıdır. Çıkar ilişkilerinin değil kamu yararının, ayrıcalığın değil eşitliğin, kayırmacılığın değil liyakatin ve en önemlisi korkunun değil özgür düşüncenin güçlendiği bir iklime her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
Peki, nasıl bir toplum ve nasıl bir gelecek istiyoruz?
- Temiz Siyaset İstiyoruz: Kamu görevinin kişisel veya zümresel çıkarların değil, yalnızca ve yalnızca toplumun ortak yararının hizmetinde olması gerektiğine inanıyoruz.
- Adalet İstiyoruz: Hukukun kişiye, makama veya güce göre değil; herkes için amasız ve fakatsız eşit işlemesini talep ediyoruz.
- Liyakat İstiyoruz: Emeğin, bilginin, birikimin ve yeteneğin hak ettiği değeri gördüğü bir düzenin kurulmasını arzuluyoruz.
- Şeffaflık İstiyoruz: Halkın kaynaklarını kullanan her bir yetkilinin, harcadığı her kuruşun hesabını yine halka açıkça verebilmesini bekliyoruz.
- Ahlaki Sorumluluk İstiyoruz: Doğruluğun ve dürüstlüğün sadece başkalarından beklenen pasif bir temenni değil; hepimizin kendi yaşamında bizzat uygulaması gereken temel bir ilke olduğunu unutmuyoruz.
Hayalimizdeki toplum; kadınların ve erkeklerin omuz omuza eşit olduğu, gençlerin geleceğe kaygıyla değil umutla baktığı, emeklilerin ömür boyu verdikleri emeğin karşılığında insanca yaşadığı, çalışanların hakkını tam aldığı ve farklı düşüncelerin özgürce dile getirilebildiği bir Türkiye’dir.
Şunun altını çizmek gerekir ki; bu çağrı bir ayrışma ya da kutuplaşma çağrısı değildir. Aksine, bu çağrı bizi biz yapan ortak değerlerde buluşma davetidir.
Hiçbir siyasi görüş, hiçbir makam ve hiçbir kişisel yakınlık dürüstlük ve adalet ilkelerinin üzerinde tutulamaz. Yanlışı kim yaparsa yapsın cesaretle sorgulayabilmeli, doğruyu kim söylerse söylesin önyargısızca dinleyebilmeliyiz.
Gerçek ve kalıcı değişim, onu yalnızca başkalarından beklediğimizde gelmez. Değişim, önce kendi bireysel davranışlarımızda başlar; ardından kurumlarımıza ve toplumsal yaşamımıza yansır.
Gelin; suskunluğumuzu toplumsal sorumluluğa, umutsuzluğumuzu güçlü bir dayanışmaya, güzel sözlerimizi ise somut adımlara dönüştürelim.
Temiz bir toplum ve aydınlık bir gelecek için hep birlikte sorumluluk alalım!





