Toplumsal TVBağımsız görüş, analiz ve düşünce
Ana Sayfa/Görüş
Köşe Yazısı

NUTUK: YOL GÖSTERİCİ ÖZELLİĞİNİ KORUYAN BAŞYAPIT!

Galip Karakuş, Nutuk’un tarihsel belge, hesaplaşma ve gelecek kuşaklara yol gösterme niteliğini; dönemin tanıklıkları ve kaynaklarıyla ele alıyor.

Nutuk’un yol gösterici mirası: açık tarih kitabı, dolmakalem, okuma gözlüğü ve Atatürk anı portresi — Galip Karakuş · Yapay zekâ ile üretilmiş temsili görsel
Nutuk’un yol gösterici mirası: açık tarih kitabı, dolmakalem, okuma gözlüğü ve Atatürk anı portresi — Galip Karakuş · Yapay zekâ ile üretilmiş temsili görsel

Galip KARAKUŞ / 21 Ekim 2017

20’nci yüzyılın en büyük devrimcisi Gazi Mustafa Kemal (*) “Nutuk (Söylev)” adlı tarihi konuşmasını, 1927 yılının 15 ve 20 Ekim günleri arasında, “Halk Fırkası” nın ikinci kurultayında her gün altışar saat konuşarak, 36 saat 33 dakikada gerçekleştirmiştir.

Mustafa Kemal’in ‘Söylev’i TBMM’de değil de Halk Fırkası Kurultayında okumasının anlamı, (Halk Fırkasını bir ideolojik eğitim aracı olarak kurmuş olduğuna göre) konunun bir yasa sorunu olarak değil, ideolojik bir sorun olarak ele alınmış olmasıdır. Bir başka deyişle, Mustafa Kemal, “hesaplaşmanın” ve “hesap vermenin” de ötesinde, yeni toplumu biçimlendirmekte araç olarak kurmuş olduğu Partisine, gelecekte izleyeceği yol için ışık tutuyordu. (1)

Tarihte, beş yıl önce konuştuğu dili bırakıp, halk dilinin kaynaklarına inen bir dil araştırmasını ve özleşmesini isteyen devrimci bir devlet adamına az rastlanır. Nitekim Nutuk’tan 5 yıl sonra, 12 Temmuz 1932 tarihinde, Türk dilini araştırmak, Türkçeyi Osmanlıcadan kurtarmak, zenginleştirmek ve dilde de bağımsızlık savaşını kazanmak amacıyla, “Türk Dil Kurumu” nu kurmuş olması bunun kanıtıdır.

Okudukça, ‘Nutuk’ta anlatılan olaylarla, günümüzde yaşanan siyasi ve sosyal çalkantılar arasında bağlantılar, paralellikler kurarız. Kitabı okumayı bitirdiğimiz zaman, savaşın son bulmadığı, sürüp gittiği kanısı ile ayrılırız kitaptan. (2)

Nutuk, çok boyutlu bir tarih belgesi özelliğindedir. Söze başlangıç yaptığı; 19 Mayıs 1919 tarihinden 1927 yılına kadar uzanan zaman boyutu, yalnız geçmişi kucaklamakla kalmaz, geleceğin tohumlarını da taşır. Öte yandan ulusal bir tarih çerçevesini aşarak, özellikle yöntemi ve ilkeleriyle evrensellik sınırlarına ulaşır. Bunun içindir ki ‘Söylev’, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu anlatan tarihsel bir belge olmanın ötesinde, Ulusal Kurtuluş Savaşı çığırının ve yeni bir ulus yaratmanın öğretisini de içermektedir. (3)

‘Söylev’, Mustafa Kemal’in “yaptığı tarihi”, “yazdığı tarihe” dönüştürme çabasıdır. Bu işlevi yaparken hem tüm karşıtlarıyla hesaplaşmış hem de tarih önünde eylemlerinin hesabını vermiştir. Böylece “Kemalist İdeolojiyi”, Anadolu halkına kabul ettirmek için kurduğu Halk Fırkasına yol gösterme görevini de yerine getirmiştir. (4)

Sonraki yıllarda CHP adını alarak günümüze kadar siyasi yaşamını sürdüren partinin, Cumhuriyet tarihindeki siyasal serüvenini incelediğimizde, bu “yol göstericiliğe” hangi ölçüde sadık kaldığı, ayrı bir tartışma konusudur!

‘Söylev’, Türk devriminin büyük önderi Mustafa Kemal’in başlatıp örgütlediği, yengiyle taçlandırdığı “sömürgelikten ve geri kalmışlıktan kurtulma” savaşının karmaşık iç ve dış etkenlerini, dinamik işleyiş düzenlilikleri içinde çözümleyen, kendi kaleminden çıkmış, birinci sınıf bir “devrim toplumbilimi yapıtıdır.” (5)

Nutuk’ta en son alt başlık olan “Türk Gençliğine Bıraktığım Emanet” ile Atatürk, en büyük eseri olan Cumhuriyet'i gençlere şu sözlerle emanet eder: “Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu sonucu Türk gençliğine emanet ediyorum.”

Gençliğe Hitabe’nin finali, “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” sözleriyle sona erdiğinde, tüm salondakilerle birlikte, locadaki kumandan ve sefirler de gözyaşlarına hâkim olamaz. Necmettin Sadak ’ın aktardığına göre, “Gazi’nin sesine ulvî bir titreklik gelmişti, mendilini çıkardı, göz yaşlarını sildi; Gazi de ağlıyordu.” (6)

Gençliğe Hitabe’nin okunmasından bir gün sonra (21 Ekim 1927) Ankara Hukuk Mektebi öğrencileri, saat 13.00’te toplanarak “Gençliğe Hitabe’yi” okuduktan sonra, Ata’ya yanıt olarak basına şu bildiriyi vermişlerdir:

“Ey Büyük Ata,
Varlığımızın en kutsal temeli olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyetinin sonsuz bekçisiyiz. Bu karar, değişmez irademizin ilk ve son anlatımıdır. İstikbâlde, hiçbir kuvvet bizi yolumuzdan döndürmeyecektir. Bizler, bütün hızımızı senden, ulusal tarihimizden ve ruhumuzdaki sönmez inanç ateşinden alıyoruz. Senin kurduğun güçlü temeller üzerinde attığımız her adım sağlam, yaptığımız her atılım bilinçlidir. En kıymetli emanetimiz olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti, varlığımızın esası olarak, eğilmez başların, bükülmez kolların, yenilmez Türk evlatlarının elinde sonsuza dek yaşayacak ve nesillerden nesillere devredilecektir. İstiklâl ve Cumhuriyetimize kastedecek düşmanlar, en modern silahlarla donanmış olarak, en kuvvetli ordularla üzerimize saldırsalar dahi, ulusal birliğimizi ve yenilmez Türk gücünün zerresini bile sarsamayacaktır.
Çünkü, bu aziz vatanın toprakları üzerinde yetişen azimli ve inançlı Türk gençliği, dökülen temiz kanların ve Cumhuriyet devrimlerimizin aydın ürünleridir. Vatanın ve milletin selameti için her zorluğa iman dolu göğsümüzü germek, gerçek amacımız olacaktır.
Ey Türk’ün büyük Ata’sı!
İstiklâl ve Cumhuriyetimizi korumak gerektiği zaman, içinde bulunacağımız durumlar ve şartlar ne olursa olsun, kudret ve cesaretimizi damarlarımızdaki asil kandan alarak, bütün engelleri aşıp her güçlüğü yenmek azmindeyiz.
Türk gençliği olarak özgürlüğün, bağımsızlığın, egemenliğin, cumhuriyet ve devrimlerin yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize, namus ve şeref sözü verir, kendimizi büyük Türk ulusuna adarız.
Türk Gençliği”

‘Söylev’ aynı zamanda; “Kemalizm” sözcüğünden irkilenler ile, “Kemalizm bir ideoloji değildir” diyen okumuş-okumamış cahillerin, suratına bir şamar özelliğinde, birinci elden özgün ve evrensel bir başyapıttır!

Ancak, ne acıdır ki; emperyalist çullanışlar ve içerideki halife ve Osmanlı özlemcilerinin saldırılarının artarak sürdüğü günümüzde, üyesi olduğum ve geçmişte bazılarının yönetiminde bulunduğum demokratik kitle örgütü üyelerinin büyük çoğunluğunun, bu başyapıtı okumamış olduğu, okuyanların da özümsememiş olduğu gerçeğini gözlemledim!

Son sözü, o büyük devrimci dehanın Söylev’inden alıntıyla noktalayalım: “Anadolu ve İstanbul, bağımsızlık ile tutsaklığın, özgürlükle bağımlılığın çatıştığı ve karşılaştığı iki ayrı parça durumunda kalmıştır.” (7)

DİPNOT

(*) “Soyadı Kanunu” 21 Haziran 1934 tarihinde kabul edildi ve 24 Kasım 1934 tarihinde TBMM, aldığı bir kararla Gazi Mustafa Kemal’e “ATATÜRK” soyadını verdi.

(1) Emre Kongar. “Söylev Hangi Koşullar Altında Söylendi.” Türk Dili, Aylık Dil ve Yazın Dergisi, Kasım-1977, 314 sayı, Okunuşunun 50. Yılında Söylev Özel Sayısı.

(2) Necati Cumalı. “Nerde Ataç?” Türk Dili, Aylık Dil ve Yazın Dergisi, Mayıs-1977, 308 sayı.

(3) Cavit Orhan Tütengil. “Söylev’in Öğretisi.” Türk Dili Dergisi Kasım-1977, 314 sayı.

(4) Emre Kongar. “Söylev Hangi Koşullar Altında Söylendi.” a.g.k.

(5) Özer Ozankaya. “Söylev’in Toplumbilimsel İçeriği.” a.g.k.

(6) Necmettin Sadak. “Cumhuriyet Kıraati.”

(7) Gazi Mustafa Kemal. “Tevfik Paşa’ya Tel Yazı, Şubat-1921”. Söylev’den.