Ana Sayfa/Bağımsız Cumhuriyet Meclisi
Köşe Yazısı

DEVLET AKLI MI, MİLLETİN AKLI MI?

Son yıllarda siyaset ve devlet yönetimi tartışmalarında sıkça kullanılan kavramlardan biri de “devlet aklı”dır. Ancak bu kavramın neyi ifade ettiği

DEVLET AKLI MI, MİLLETİN AKLI MI?
DEVLET AKLI MI, MİLLETİN AKLI MI?

Son yıllarda siyaset ve devlet yönetimi tartışmalarında sıkça kullanılan kavramlardan biri de “devlet aklı”dır. Ancak bu kavramın neyi ifade ettiği ve tarihsel kökenlerinin ne olduğu çoğu sorgulanmamaktadır.

Tarihsel Arka Plan

Türkiye’de “devlet aklı” olarak sunulan anlayışın önemli bir bölümü, Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya çıkan ve devlet yönetimini millet iradesinden uzaklaştıran bürokratik devşirme kast geleneklerin devamı niteliğindedir. Bu anlayış, seçilmişlerden çok atanmışlara, halkın iradesinden çok bürokratik mekanizmalara dayanır. İktidara gelen farklı siyasi kadrolar değişse de, bürokratik kastların iktidar çevreleriyle kurduğu ilişki ve yönlendirme varlığını sürdürmüştür.(Kendi Apartmanın da yönetici seçilemeyecek kişiler,bürokratik atamalar ile yönetici ,müdür ve başkan olmaktadır.CHP nin genel başkanlığına önce Önder Sav ve arkasındakilerce atanan,şimdi ise yetkisiz mahkemece atanan Kılıçdaroğlu bir örnektir).

Oysa Türk devlet geleneğinin temelinde milletin meclisleri (Toy)vardır.Bilge Kağan dan ,Baybarsa,Attilla dan Atatürk e bütün kurucu liderler Türk milettinin meclisleri tarafından seçien liderlerdir.

Osmanlı döneminde bile bu anlayışın başarılı örnekleri görülmüştür. Mithat Paşa, Tuna ve Niş valilikleri sırasında oluşturduğu yerel meclislerle önemli yönetim başarıları elde etmiş, bu çalışmaların sonucunda Sadrazamlık makamına kadar yükselmiştir.Osmanlı devlet yapısı içinde Danıştay, Yargıtay dahi birer Meclis olarak yürütülmüştür.

Milli Mücadele döneminde ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerini birer halk meclisi anlayışıyla örgütlemiş; Erzurum ve Sivas Kongrelerini millet iradesinin temsil edildiği siyasi meclisler olarak toplamıştır. Kurtuluş Savaşı’nın başarısı, yerel meclislerden ulusal meclise uzanan örgütlenme modelinin ürünüdür. Bu sürecin zirvesi ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması olmuştur.Büyük Millet Meclisi ;Meclis Hükümeti modeliyle,Sakarya savaşını yürütecek komutanı dahi meclisde seçmiştir.

Atatürk’ün, “Ben kerameti mecliste arayanlardanım” sözü, Cumhuriyet’in hangi siyasal felsefe üzerine kurulduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Cumhuriyet’in dayandığı temel güç, bürokratik oligarşiler değil, milletin meclis ile iradesidir.

Cumhuriyet Halk Partisi de bu tarihsel sürecin ürünüdür. Müdafaa-i Hukuk hareketinden doğan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurucu siyasi gücü olan CHP, tarih boyunca farklı yönlendirmeler ve ideolojik deformasyonlarla karşı karşıya kalmıştır. Özellikle 1938 sonrasında partinin halkçı ve meclis temelli karakterinin zayıflatıldığı ,bürokratik yozlaşma ile CHP bir memurlar partisi ,T.C ise parti devletine dönüştürülmüştür.2017 den itibaren Hükümet sistemi parti hükümetinden de çıkarılarak,tek adam “Başkan” hükümetine dönüştürülerek,”seçilmiş Sultanlık” sistemine geçilmiştir.

Bugün yaşanan siyasi ve toplumsal kutuplaşma ve kamplaşmalar, Türkiye’nin yeniden halk iradesini esas alan bir meclis örgütlenme modeline ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Bu nedenle CHP üyeleri ve seçmenleri, mahallelerden başlayarak Cumhuriyet Halk Meclisleri oluşturmalı; ön seçim delegelerini ve kongre delegelerini doğrudan kendileri belirlemelidir. Parti örgütü, tüzüğü ve programı Atatürk’ün meclis esaslı örgütlenme anlayışına uygun hale getirilmelidir.

İşçisiyle, çiftçisiyle, esnafıyla, zanaatkârıyla, kadınlarıyla, gençleriyle, emeklileriyle ve engellileriyle toplumun bütün kesimlerini kapsayan bir halk örgütlenmesi yeniden inşa edilmelidir. CHP ancak bu şekilde toplumun tamamını temsil eden kurucu kimliğine yaklaşabilir.

Bu anlayış doğrultusunda parti, Altı Ok ilkelerini yeniden siyasal ve toplumsal yaşamın merkezine taşımalı; yurttaşlık hukuku temelinde laik Cumhuriyet’i, üretim ekonomisini ve tam bağımsız devlet anlayışını savunmalıdır. Kemalist devrimci dayanışmanın temel hedefi, halk egemenliğine dayanan çağdaş ve bağımsız bir Türkiye’nin güçlendirilmesi olmalıdır.

Bu çerçevede CHP yönetiminin de parti içi demokrasiyi güçlendirecek adımlar atması, olağanüstü kongre dahil tüm demokratik mekanizmaları işletmesi ve Cumhuriyetçi-Halkçı toplumsal kesimlerle daha güçlü bağlar kurması bir gereklilik değil zorunluluktur.

Sonuç

Türk Cumhuriyet Devrimi CHP ile başlamıştır. CHP’nin önünde bugün de tarihsel bir tercih bulunmaktadır:

Ya halkçı, devrimci ve Cumhuriyetçi bir hareket olarak büyüyecek; ya da kararsızlık ve yönsüzlük içinde tarihsel misyonundan uzaklaşacaktır.

Türkiye’nin geleceği açısından temel mesele, millet iradesine dayalı bağımsız Cumhuriyet anlayışının güçlenmesidir.

Çünkü tarih boyunca ilerlemenin ve bağımsızlığın kaynağı, bürokratik vesayet değil, meclis ile örgütlü halk iradesi olmuştur.

Ya Bağımsız Cumhuriyet!

Ya Güdümlü Hilafet!

2 Haziran 2026

Gökcan Zafer